Bekáret, Batı’dan Doğu’ya doğru gidildikçe tabu niteliği kazanan bir kavram. Uğruna cinayetler işleniyor, intiharlar yaşanıyor. Peki ama bekáret her zaman önemli miydi? Kızlık zarının dikilmesi, genel ahlak bir yana, tıp etiğine uygun mu? İsmi, "Bekáret Hakkında Bildiğinizi Sandığınız Her Şey Yanlış" olacakken, "Bekáretin ’El Değmemiş’ Tarihi"ne dönüşen kitapta, bu soruların cevabı var.
FIKRANIN kendisi kadar, kitabımızın çevirmeni tarafından algılanışı da son derece çarpıcı: "Adamın biri evlendikten iki gün sonra karısını öldürür ve hakim huzuruna çıkarılır. Hakim sorar, ’Neden öldürdün oğlum karını?’ Adam, ’Bakire değildi Hakim Bey,’ der. Hakim, ’O zaman neden birinci gün öldürmedin?’ diye sorduğunda, adam, ’Birinci gün bakireydi Hakim Bey,’ diye cevap verir."
Kitabı çeviren ve bekáretin Türkiye tarafıyla ilgili ilginç ve uzun bir önsöz yazan Emek Ergün, bu fıkrayı aktardıktan sonra, hakimin sorusu üzerinde duruyor ve şu yorumu yapıyor: " Neden gerekeni yapıp anında öldürmedin de bir gün daha yaşamasına izin verdin kadının, demeye getiriyor hakimin sorusu."
Belki de meselenin kendisi bu algı farkında yatıyor. Belki de bu algı farkı yüzünden erkek bakış açısı bekáretin peşinde her anlamıyla kanlı bir tarih yazarken, kadın daha sakin bir kıyıda geziniyor öldürülmeyi bile göze alarak. Çünkü, bir tarafta, bekáretin ne olduğunu bile bilmeyen bir cehalet, diğer tarafta ise bu ceháletin bile farkında olmayan bir atalet söz konusu sanki. Ergün’ün şu tespiti ise çok sert olmakla birlikte, gerçeğin bir tarafına dokunuyor elbette:
"...Bekáret sözcüğünü ’bekár/et’ olarak da okuyabiliriz: Ataerkil düzende bakire kadın bedeni, henüz evlilikle sahiplenilmemiş bir et parçasıdır. Ama bu okuma, kadın bedeninin evliliğe kadar sahipsiz ve serbest kaldığı anlamına da gelmez çünkü bu beden, evlilik kurumu yoluyla babadan kocaya geçer."
Kuyuya düşen kim?
Bekáretin bu kadar önem taşıması, namus kavramının sadece kızlık zarına indirgenmesi, hiç kuşkusuz son derece yapay ve tartışmalı çözüm arayışlarını da beraberinde getiriyor. Mesela? Mesela, kızlık zarının dikilmesi. Amaç basit elbette, beraber olunacak veya evlenilecek kişiye bákire görüntüsü vermek. Ancak, son derece tartışmalı bir konu bu. Üstelik sadece genel ahlák açısından değil, tıp etiği açısından da tartışmalı. Dediği gibi, Emek Ergün’ün:
"Doktorlar kadınların bekáret konusunda kocalarını aldatmasına alet olmalı mı, sorusu etrafında dönen tartışmalarda, bir tarafta, ’zar diktirme aldatmacadır ve tıp etiğine aykırıdır,’ diyen doktorlar, diğer taraftaysa ’uygulama kadınların hayatını kurtarmaktadır ve tıp etiğine aykırı değildir,’ diyen doktorlar vardır."
Bir gün bizde de bu konular tartışma gündemine gelir belki.
Bekáret, bir cinsel terördür
Eşcinsel kadınlar kadından sayılmaz çünkü cinsel ilişki kurdukları kadınlarda, erkeğinki gibi, onları bir dokunuşla kadına dönüştürecek sihirli bir değnek yoktur.
Aslında tanımı sürekli ama çok yavaş değişen ve çocukluğumuzdan itibaren sahip olduğumuz en önemli şey olarak içimize işletilen bekáreti, doğanın kanunu muşçasına özümsüyor ve bekáretin yaşamımızda yarattığı cinsel terörü sorgulamadan kabul ediyoruz.
Zar diktirme uygulaması, kadınları ezen bekáret normunu devam ettirdiği ve hatta güçlendirdiği için zararlı olsa da, bu normun egemen olduğu toplumlarda kadınların öldürülmesini engellediği için yapılması gerekir.
Aslında zar diktirmenin kárlı bir aldatmaca olduğu doğrudur ama burada asıl tartışılması gereken, kocanın değil, kadının aldatılmasıdır (...) Bu durumda zar diktirme, aldatılan kadının hayatta kalmasını ve erkeklerin kendi açtıkları kuyuya düşmesini sağlayan bir uygulamadır.
Sefa Kaplan/Hürriyet
9 Aralık 2008 Salı
3 Aralık 2008 Çarşamba
Hapishanede "Sevişme Görüşü" Mümkün Olmalı
Bir mahkum eşi "Cinsel birlikteliği kapsayan görüş hakkı verilmeli" diyor ve kuralları delmeye çağırıyor. Avukat Taner'se Türkiye'de "sevgili"nin görüş hakkı bile olmadığını, açık görüşün de memur gözetiminde olduğunu söylüyor. Bazı ülkelerde özel görüş mümkün.
Türkiye'deki yasalar cezaevinde tutulan kişiler ve onları ziyaret eden yakınları arasında cinsel birleşmeyi kapsayacak yakınlıkta bir görüşmeyi yasaklarken dünyada mahkumlara bu hakkın sunulduğu ülkeler var.Medya, önce dört yıldır cezaevinde bulunan Sedat Peker’le beş ay önce evlenen avukat Özge Peker'in hamile olduğunu iddia etti; ikilinin cinsel ilişkiye girecek şekilde görüşebilmesinin yasa dışı olduğunu vurguladı. Özge Peker gazetecilerin karşısına çıkıp iddiaları yalanladı.
"Sevgiliye görüş izni yok"
Cezaevindeki tutuklu ve hükümlülerin eş ve sevgilileriyle görüş şartlarını İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Cezaevi Komisyonu'ndan avukat Fazıl Ahmet Taner'e sorduk.Taner, Ceza İnfaz Yasası, Ceza İnfaz Tüzüğü ve Adalet Bakanlığı'nın açık görüşlere ilişkin yönetmeliğine dayanarak şartları sıraladı:
Resmi nikah olmayan birlikteliklerde tarafların birbirini görmesine izin yok.
Yakın görüş, akraba görüşü ve cam bölmenin arkasından gerçekleşen kapalı görüş var. Anne, baba, eş ve çocuklar için ayda bir kez açık görüş var. Bayramlarda ziyaretçilere kardeşler de ekleniyor. Avukat görüşmesi de açık görüş kapsamına giriyor.Bir salonda birden tutuklular bir masa etrafında ziyaretçileriyle buluşuyor. Gardiyan veya infaz memurları da görüşmeye -konuşulanları duyabilecek kadar yakın şekilde- tanık oluyorlar.Avukatların müvekkili olan tutukluyla görüşmesinde de yakın bir fiziksel temas kurması mümkün değil.
"En fazla infaz memurlarının önünde sarılıp öpüşebilirler"
Avukat Taner en fazla tutuklu ve yakınının öpüşüp sarılmasının mümkün olduğunu söyledi. Taner, cinsel birlikteliğin de sağlanabileceği görüşme şartlarının mahkumların hakkı olmasını, eşler, sevgililer arasında nikah ya da aynı soyadı şartı aranmaması gerektiğini savunuyor."Peker olayındaysa zaten insanların hakkı olması gereken bir uygulama yasa dışıymış gibi gösteriliyor. Bu tarz görüşmeyi engellemesi yasa koyucunun ayıbı, yasayı delenin değil. Kişi hamile olsa bile başka bir sorun var. O da cezaevi yönetiminin mahkumlar arasında ayrımcılık yapmasıdır."
"Sadece mahkuma değil eşe de ceza"
Eşi 11 yıl cezaevinde kalan ve şimdi serbest olan Ümit Esin hapsetmenin kendisinin insani olmadığını, bunun ötesinde kısıtlı görüşme şartlarının sadece tutukluyu değil yakınını da cezalandırdığını düşünüyor.Esin'in önerisi var:"Herkesin bu şiddeti delmeye çalışmasından yanayım. Ancak kurallara uymayarak, şartlara itaat etmeyerek talepkar olabiliriz. Eş olsun, sevgili olsun cinsel yakınlığın dahi kurulabileceği özel görüşmeler herkesin hakkı."
Yurtdışında özel görüş hakkı tanınıyor
Vikipedia'da yer alan bilgiye göre eşle birlikte, cinsel ilişkiyi de kapsayacak şekilde uzun saat ya da günlerin geçirildiği ziyaret türü ABD, Danimarka, Küba, Suudi Arabistan, Rusya'daki mahkumlara tanınan bir hak. Hatta Brezilya'da ve ABD'nin kimi eyaletlerinde bu haktan eşcinseller de yararlanıyor. (EZÖ)
BİA Haber Merkezi - İstanbul 03 December 2008, Wednesday Emine ÖZCAN
Türkiye'deki yasalar cezaevinde tutulan kişiler ve onları ziyaret eden yakınları arasında cinsel birleşmeyi kapsayacak yakınlıkta bir görüşmeyi yasaklarken dünyada mahkumlara bu hakkın sunulduğu ülkeler var.Medya, önce dört yıldır cezaevinde bulunan Sedat Peker’le beş ay önce evlenen avukat Özge Peker'in hamile olduğunu iddia etti; ikilinin cinsel ilişkiye girecek şekilde görüşebilmesinin yasa dışı olduğunu vurguladı. Özge Peker gazetecilerin karşısına çıkıp iddiaları yalanladı.
"Sevgiliye görüş izni yok"
Cezaevindeki tutuklu ve hükümlülerin eş ve sevgilileriyle görüş şartlarını İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Cezaevi Komisyonu'ndan avukat Fazıl Ahmet Taner'e sorduk.Taner, Ceza İnfaz Yasası, Ceza İnfaz Tüzüğü ve Adalet Bakanlığı'nın açık görüşlere ilişkin yönetmeliğine dayanarak şartları sıraladı:
Resmi nikah olmayan birlikteliklerde tarafların birbirini görmesine izin yok.
Yakın görüş, akraba görüşü ve cam bölmenin arkasından gerçekleşen kapalı görüş var. Anne, baba, eş ve çocuklar için ayda bir kez açık görüş var. Bayramlarda ziyaretçilere kardeşler de ekleniyor. Avukat görüşmesi de açık görüş kapsamına giriyor.Bir salonda birden tutuklular bir masa etrafında ziyaretçileriyle buluşuyor. Gardiyan veya infaz memurları da görüşmeye -konuşulanları duyabilecek kadar yakın şekilde- tanık oluyorlar.Avukatların müvekkili olan tutukluyla görüşmesinde de yakın bir fiziksel temas kurması mümkün değil.
"En fazla infaz memurlarının önünde sarılıp öpüşebilirler"
Avukat Taner en fazla tutuklu ve yakınının öpüşüp sarılmasının mümkün olduğunu söyledi. Taner, cinsel birlikteliğin de sağlanabileceği görüşme şartlarının mahkumların hakkı olmasını, eşler, sevgililer arasında nikah ya da aynı soyadı şartı aranmaması gerektiğini savunuyor."Peker olayındaysa zaten insanların hakkı olması gereken bir uygulama yasa dışıymış gibi gösteriliyor. Bu tarz görüşmeyi engellemesi yasa koyucunun ayıbı, yasayı delenin değil. Kişi hamile olsa bile başka bir sorun var. O da cezaevi yönetiminin mahkumlar arasında ayrımcılık yapmasıdır."
"Sadece mahkuma değil eşe de ceza"
Eşi 11 yıl cezaevinde kalan ve şimdi serbest olan Ümit Esin hapsetmenin kendisinin insani olmadığını, bunun ötesinde kısıtlı görüşme şartlarının sadece tutukluyu değil yakınını da cezalandırdığını düşünüyor.Esin'in önerisi var:"Herkesin bu şiddeti delmeye çalışmasından yanayım. Ancak kurallara uymayarak, şartlara itaat etmeyerek talepkar olabiliriz. Eş olsun, sevgili olsun cinsel yakınlığın dahi kurulabileceği özel görüşmeler herkesin hakkı."
Yurtdışında özel görüş hakkı tanınıyor
Vikipedia'da yer alan bilgiye göre eşle birlikte, cinsel ilişkiyi de kapsayacak şekilde uzun saat ya da günlerin geçirildiği ziyaret türü ABD, Danimarka, Küba, Suudi Arabistan, Rusya'daki mahkumlara tanınan bir hak. Hatta Brezilya'da ve ABD'nin kimi eyaletlerinde bu haktan eşcinseller de yararlanıyor. (EZÖ)
BİA Haber Merkezi - İstanbul 03 December 2008, Wednesday Emine ÖZCAN
Çocuğun Cinsel İstismarının Belirtileri ve Yanlış Bilinenler
Çocuk istismarıyla ilgili bir bülten hazırlayan Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı "İstismar sanıldığı gibi nadiren görülen bir olay değildir" diyor. İstismarın çocuklar üzerindeki etkilerinin de anlatıldığı bültende çocuklar, ergenler ve yetişkinlerdeki belirtileri de sıralanıyor.
“Her dört çocuktan biri aile içinde cinsel istismara uğruyor. Bu suça ortak olmayın!” başlıklı bir bülten yayımlayan Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı konuyla ilgili yanlış bilgilere dikkat çekiyor.
Konuyla ilgili bilgi ve destek için Alo 183 Sosyal Hizmet Danışma Hattı'nın aranmasını gerekiğini hatırlatan vakfa göre göre aile içi cinsel istismarla ilgili yanlış kanılar şöyle:
Ensest zannedildiği gibi sadece sosyo-ekonomik düzeyi düşük ailelerde değil, her kesimde görülebilir.
Çocukların cinsel istismarı hayal gücüyle uydurdukları, sadece şirin ve cazip kız çocuklarının cinsel istismara uğradıkları bütünüyle yanlış bir inançtır.
Cinsel taciz sanıldığı gibi genellikle yaşlı, yabancı, serseri erkekler tarafından, ıssız yerlerde yapılmaz. Çocuğun yakını olan genç, evli, çocuklu erkekler tarafından gündelik kullanım alanlarında gerçekleşir.
Cinsel saldırıya uğrayan çocuklar zannedildiği gibi sadece kız çocukları değildir; hatta erkek çocuklar daha fazla cinsel şiddete maruz kalabilir.
Cinsel istismar kuşkusu durumunda, olayın üzerine gitmek zannedildiği gibi daha fazla travmaya neden olmaz. Çocuğun güvenliği ve ihtiyaçları gözetilerek yapılan bir müdahale hem istismarın sonra ermesini sağlayacak hem de ona bu sorunun inkar edilmemesi, görmezden gelinmemesi gerektiği mesajını verecektir.
Çocuklar üzerindeki etkiler: Ensest, çocuk için çok şaşırtıcı, anlamlandırması ve söze dökmesi çok zor bir deneyimdir. Sevgi, güven, bağlılık beklediği bir yakınından gelen davranışları anlamlandıramayan çocuk, ruhsal ve fiziksel olarak hayatta kalabilmek için birbirinde ayrışmış, kopuk zihin ve beden halleri yaşar, bu deneyimi anılarından çıkarma ve inkar yoluna gidebilir.
İstismarın belirtileri nelerdir?
Mor Çatı bülteninde istismarın çocuklar, ergenler ve yetişkinlerdeki belirtilerine de yer veriliyor.
Çocuklarda:
Okul başarısında ve ilgisinde azalma,
Tedaviye karşın geçmeyen ağrılar, oral, anal ve vajinal enfeksiyon,
Yetişkinlerin cinsel davranışlarını aşırı taklit etme,
Kendini ifade ettiği yollarda cinselliğe ve cinsel organlara vurgu,
Sürekli mastürbasyon, parmak emme, biberondan içme, altını ıslatma, büyük tuvaletini kaçırma, uyku bozuklukları
Ergenlerde:
Devam eden okul problemleri, ders dışı faaliyetlere ilgisizlik, okulu terk etme, sınıfta konuşmaktan korkma,
Nedensiz ağrılar, depresyon, aşırı kilo alma, bedenen rahatsızlık ve tiksinti duyma,
Cinsellikten korkma, erken hamilelik, erken evlenme, cinsel kayıtsızlık, cinsellikten korkma, aşırı cinsel davranışlar,
Aşırı kilo alma, bedenden rahatsızlık ve tiksinti duyma, ergenlik dönemi bedensel değişiklikleri hakkında sıkıntı duyma,
Evden kaçma, madde kullanımı ve bağımlılığı, kendine zarar verme, çalma ve intihar düşünceleri.
Yetişkinlerde:
Tedaviye rağmen bir türlü geçmeyen ağrılar, jinekolojik ve cinsel rahatsızlıklar, uyku bozuklukları, karanlıktan korkma, gece yarısı birisinin eve gireceğinden korkma,
Aşırı cinsel davranışlar, yeme bozuklukları, hamilelik sırasında utanç, ebeveyn olma sorunları,
Kendine zarar verme, düşük özbenlik, sürekli suçluluk ve utanç duyma, depresyon, bütünsel olarak kötü olduğuna inanç, ait olamama, yerleşememe, ötekilere güven duyma konusunda zorluk,
Aşırı sosyalleşme ya da izolasyon, cinsel ve fiziksel saldırılardan kendini koruyamama. (BÇ)
BİA Haber Merkezi - İstanbul
12 November 2008, Wednesday
“Her dört çocuktan biri aile içinde cinsel istismara uğruyor. Bu suça ortak olmayın!” başlıklı bir bülten yayımlayan Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı konuyla ilgili yanlış bilgilere dikkat çekiyor.
Konuyla ilgili bilgi ve destek için Alo 183 Sosyal Hizmet Danışma Hattı'nın aranmasını gerekiğini hatırlatan vakfa göre göre aile içi cinsel istismarla ilgili yanlış kanılar şöyle:
Ensest zannedildiği gibi sadece sosyo-ekonomik düzeyi düşük ailelerde değil, her kesimde görülebilir.
Çocukların cinsel istismarı hayal gücüyle uydurdukları, sadece şirin ve cazip kız çocuklarının cinsel istismara uğradıkları bütünüyle yanlış bir inançtır.
Cinsel taciz sanıldığı gibi genellikle yaşlı, yabancı, serseri erkekler tarafından, ıssız yerlerde yapılmaz. Çocuğun yakını olan genç, evli, çocuklu erkekler tarafından gündelik kullanım alanlarında gerçekleşir.
Cinsel saldırıya uğrayan çocuklar zannedildiği gibi sadece kız çocukları değildir; hatta erkek çocuklar daha fazla cinsel şiddete maruz kalabilir.
Cinsel istismar kuşkusu durumunda, olayın üzerine gitmek zannedildiği gibi daha fazla travmaya neden olmaz. Çocuğun güvenliği ve ihtiyaçları gözetilerek yapılan bir müdahale hem istismarın sonra ermesini sağlayacak hem de ona bu sorunun inkar edilmemesi, görmezden gelinmemesi gerektiği mesajını verecektir.
Çocuklar üzerindeki etkiler: Ensest, çocuk için çok şaşırtıcı, anlamlandırması ve söze dökmesi çok zor bir deneyimdir. Sevgi, güven, bağlılık beklediği bir yakınından gelen davranışları anlamlandıramayan çocuk, ruhsal ve fiziksel olarak hayatta kalabilmek için birbirinde ayrışmış, kopuk zihin ve beden halleri yaşar, bu deneyimi anılarından çıkarma ve inkar yoluna gidebilir.
İstismarın belirtileri nelerdir?
Mor Çatı bülteninde istismarın çocuklar, ergenler ve yetişkinlerdeki belirtilerine de yer veriliyor.
Çocuklarda:
Okul başarısında ve ilgisinde azalma,
Tedaviye karşın geçmeyen ağrılar, oral, anal ve vajinal enfeksiyon,
Yetişkinlerin cinsel davranışlarını aşırı taklit etme,
Kendini ifade ettiği yollarda cinselliğe ve cinsel organlara vurgu,
Sürekli mastürbasyon, parmak emme, biberondan içme, altını ıslatma, büyük tuvaletini kaçırma, uyku bozuklukları
Ergenlerde:
Devam eden okul problemleri, ders dışı faaliyetlere ilgisizlik, okulu terk etme, sınıfta konuşmaktan korkma,
Nedensiz ağrılar, depresyon, aşırı kilo alma, bedenen rahatsızlık ve tiksinti duyma,
Cinsellikten korkma, erken hamilelik, erken evlenme, cinsel kayıtsızlık, cinsellikten korkma, aşırı cinsel davranışlar,
Aşırı kilo alma, bedenden rahatsızlık ve tiksinti duyma, ergenlik dönemi bedensel değişiklikleri hakkında sıkıntı duyma,
Evden kaçma, madde kullanımı ve bağımlılığı, kendine zarar verme, çalma ve intihar düşünceleri.
Yetişkinlerde:
Tedaviye rağmen bir türlü geçmeyen ağrılar, jinekolojik ve cinsel rahatsızlıklar, uyku bozuklukları, karanlıktan korkma, gece yarısı birisinin eve gireceğinden korkma,
Aşırı cinsel davranışlar, yeme bozuklukları, hamilelik sırasında utanç, ebeveyn olma sorunları,
Kendine zarar verme, düşük özbenlik, sürekli suçluluk ve utanç duyma, depresyon, bütünsel olarak kötü olduğuna inanç, ait olamama, yerleşememe, ötekilere güven duyma konusunda zorluk,
Aşırı sosyalleşme ya da izolasyon, cinsel ve fiziksel saldırılardan kendini koruyamama. (BÇ)
BİA Haber Merkezi - İstanbul
12 November 2008, Wednesday
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)