Tarihsel, sosyolojik, siyasi, hukuki, ekonomik ve kültürel boyutları olan özerklik sorununun tartışılması ifade özgürlüğünün genişletilmesi ve askerin bu tartışmanın dışına çıkarılması ile mümkündür. İşte bu noktada Kürt sorununun çözümü yeni bir sentezi gerektirdiğinden geniş bir toplumsal mutabakatla yeni bir anayasa yapmadan Türkiye’nin barışa ve huzura kavuşması imkânsızdır.
1975-1980 arası Kürt örgütleri Kürt hareketinin hedefi konusunda ideolojik ve kişisel nedenlerle bölünmüş olup, örgütlerarası mücadelede şiddeti benimseyen örgütler ön plana çıkmıştır. PKK, KAWA, ALA RIZGARİ, KUK gibi. 12 Eylül askerî darbesi bu şiddeti bahane ederek Kürt istemlerini barışçıl yöntem ve düşüncelerle ortaya koyan örgütleri cezalandırıp susturmuştur. Devletin barışçıl yöntemlerle ifade edilen Kürt istemlerini bastırmak için silahlı örgütleri desteklediği iddiası önemli olup, ciddiyetle araştırılması gerekmektedir. 12 Eylül 1980 askerî darbesi tarihsel olarak tıpkı daha önce olduğu gibi Kürt hareketini acımasızca bastırmış, bu arada terör örgütleri ve devlet güçleri arasında kalan halkı hiç ayırt etmeden ezmiş, bu yüzden çok sayıda genç dağlara çıkmıştır. Dağlarda örgüte giden gençlerin geride kalan ailelerinin 12 Eylül askerî yönetiminin acımasız uygulamalarının yarattığı öfke ve çaresizlikle kendi gençlerine yardımcı ve destek olmaları kaçınılmazdı.
12 EYLÜL PKK’YI HAKLI ÇIKARMIŞTIR
12 Eylül askerî yönetiminin bu uygulamaları şiddeti tek propaganda aracı olarak kullanan PKK’nın tüm gerekçelerini haklı çıkarmış ve PKK’yı adeta meşrulaştıracak bir süreci başlatmıştır. 12 Eylül askerî yönetimi uygulamaları sırasında yine tarihsel bir alışkanlıkla bazı aşiret reislerini tıpkı Şeyh Said ayaklanmasında olduğu gibi (Hevarkanlar, Haco) diğerlerine karşı kullanmıştır. Koruculuk sistemi de bu anlayışın bir sonucudur. Nitekim aşiret reisi Sedat Bucak Susurluk’ta devletin emniyet bürokratı ve yasadışı görevlisi ile birlikte suçüstü yakalanmıştır.
1984 yılından sonraki süreçte de devlet farklı bir politika izlememiş, şiddete daha çok şiddetle karşılık vermiş, yöre halkını ezmiştir. Köy yakmalarla insanlar yerlerinden edilerek kırsal kesim insansızlaştırılmıştır. Devlet şiddeti reddeden Kürt gruplarını, önderlerini ve aydınlarını taraf olarak kabul ederek sorunun tartışılmasını istememiştir. Önce Kürt kimliğini yadsımış, sonra Kürt realitesini kabul etmiş, ancak bir Kürt sorunu olduğunu kabule yanaşmamıştır. Başta Kürt sorununun varlığını kabul eden Başbakan daha sonra bu noktadan gerilere düşerek militarist bir dil kullanmaya başlamıştır. Ancak AKP’nin de bu sorunu militarist alandan siyasi alana taşıyacak vizyonu, programı ve cesareti bulunmamaktadır. Abdullah Öcalan’ın yakalanmasından bugüne dek devleti yönetenler derin bir aymazlık hali sürdürmüşlerdir. Oysa Türkiye’nin tarihsel sürece ve Avrupa tecrübesine baktığında ne yapması gerektiğini bilmesi gerekir.
ÜNİTER DEVLET VE ÖZERKLİK
Üniter devlet iki boyutlu bir devlet örgütlenmesidir. Üniter devletin birinci boyutu merkezin ülke içinde kişiler ve yer yönünden sınırlı olmaksızın kurallar koymasıdır. Bu siyasal iktidarın tekliğini ve uluslararası alanda da tek devlet olduğunun kabulünü gösterir. İkinci boyut ise merkezin koyduğu kuralların hangi model bir örgütlenmeye dayalı olarak gerçekleştirileceğidir. Örneğin federal devletlerde de siyasal iktidar tek olduğu için bu tip devletler uluslararası alanda tek devlet olarak kabul edilmektedirler. Federasyonlarda da federal devlet güçlü mali olanakları olan ve ordusu bulunan tek siyasal otoritedir. Federal Almanya (daha çok yürütme federalizminin söz konusu olduğu Landlar), Kanada (Eyaletler), İsviçre (Kantonlar), Avusturya (Landlar), Belçika (Bölgeler), ABD, Hindistan ve Avustralya (Devlet) federal modele örnektir. (Üniter Devlet; Atilla Nalbant)
Tek millet söylemi milletin aynı dil, din, mezhep, ırk, kültür özellikleri gösterdiği ülkelerde sorun yaratmayabilir, ancak birden çok dil, din, mezhep, ırk, kültür çeşitliliğine sahip bir ülkede devlet bu siyasi birliği oluşturan unsurlara karşı eşit davranmak, eşit mesafede durmak zorundadır. Bu nedenle tarafsız olması gereken devlet çoğunlukta da olsa bir etnik topluluğu, belli mezhep sahiplerini ön plana alan, kayıran politikalar izleyemez. İşte farklılıkları barındıran bir ülkede hakem olması gereken devletin merkezi de teknik bir merkez haline gelmiştir.
Avrupa yukarıda belirtilen federal örnekler yanında bölgesel devletler yapılanmasıyla bunu sağlamıştır. Üniter devlet olan bölgesel devletlerde de siyasal iktidar tektir. Siyasal planda birliği sağlama amacı tüm bölgesel devletler için temel olup, devlet olmanın hedefinde bu vardır. Ancak siyasi birlik çok değişik tekniklerle sağlanmıştır. Tüm bölgesel devletlerin anayasalarında devletin tekliği ve bölünmezliği belirtilmiştir. Bölgesel devletlerden İspanya’da 1978 Anayasası ile geniş bir toplumsal mutabakat sağlamaya dayalı özerklikler tanınmıştır. Anayasanın girişinde bütün İspanyolların ve İspanya halklarının insan haklarını, kültürlerini, geleneklerini ve dillerini korumak amaç edinilmiştir. Anayasanın 2. maddesinde ulusal birlik ve ülkenin bölünmezliği belirtildikten sonra bölge ve milliyetlerin özerklik hakkı tanınmış ve aralarındaki dayanışma ve işbirliği garanti edilmiştir.
İSPANYA VE İTALYA ÖRNEĞİ
İspanya’da 17 özerk bölge ve iki özerk kent bulunmaktadır (Çoklu İspanya). Anayasa milliyetlere de özerklik tanımaktadır (Katalonya, Bask ülkesi, Galisya). İspanya’da özerk topluluklar Almanya’nın federe devletlerinden daha geniş bir yasama yetkisine sahiptirler. Yine İspanyol anayasası, ifade özgürlüğü alanını genişleterek ayrılıkçılığı savunan parti ve derneklerin kurulmasına imkan tanımıştır. İspanyol anayasasına göre ortak tarihsel, kültürel ve ekonomik özelliklere sahip, komşu iller, adalar ve tarihsel bölgesel varlığı olan iller özerk topluluk oluşturabilirler. Her bölgenin parlamentosu ve hükümeti bulunmaktadır. Ancak yargı birliği ilkesi uyarınca bölgelere yargı yetkisi tanınmamıştır. İtalya’da 20 özerk bölge vardır. İtalyan Anayasası 5. maddede tek ve bölünmez cumhuriyetin yerel özerklikleri tanıdığını ve gerçekleştirilmelerini kolaylaştıracağını belirtir. İtalyan özerk bölgeleri daha çok yerinden yönetimin güçlendirilmesine yönelik olarak belirlenmiştir. İtalyan dili cumhuriyetin resmî dili olarak kabul edilmiş ancak 6. maddede dil açısından mevcut azınlıkların özel önlemlerle korunacağı garantisi verilmiştir. İtalya’da da her bölgenin parlamentosu ve hükümeti bulunmaktadır.
Her iki devlet de üniter devlettir. Bu bölgelerin anlamı belirli bir coğrafya parçasında yaşayan ulusaltı bir halkın siyasal varlığının ve yaşadığı coğrafi sınırların tanınması ve bir kısım siyasi ve idari yetkilerin bu bölgeye aktarılmasıdır. Her iki ülkenin anayasası da bölgelere mali özerklik tanımaktadır. Ayrıca bölgelere kolluk gücü kurma yetkisi de verilmiştir. Anayasa özerk bölgeleri kentleşme, konut planlaması, bölgesel ulaşım, tarım, ormancılık, balıkçılık, bölgesel ekonomik kalkınma, yerel fuarlar, sağlık konularında yetkili kılmıştır. Savunma, ordu, yargı, dış politika, vatandaşlık, gümrük rejimi, devlet maliyesi, sosyal güvenlik, öğretime ilişkin temel normlar gibi konularda merkezi devlet yetkilidir. Bunun dışında devletin özerk bölgeler üzerinde yargı denetimi dışında da denetim yöntemleri bulunmaktadır. Bu nedenle bölgeli devlette yine de siyasal merkeziyetçilik belirgindir. Özerklik sadece farklılıkların yarattığı çatışma ve gerilimlerin yönetilmesinde barış içinde birlikte yaşamayı sağlayan bir seçenek sunmaktadır.
OSMANLI DA BÖLGESEL DEVLETTİ
Bölgesel devletlerin tarihsel örnekleri çokuluslu imparatorluklardaki özerk memleket örnekleridir. Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ayrıcalıklı eyaletler (Hicaz, Tripoli, Aynoroz yarımadası) bugünün bölgesel devletlerindeki düzenlemelere benzerlik gösterir. Osmanlı’da dinsel topluluk sistemi, kişi yönünden yerinden yönetim örnekleri de (Kürt emirlikleri, Özerk Kürt sancakları) vardır. Osmanlı İmparatorluğu bölgesel devlete örnektir. Osmanlı’da 1876 anayasasında devletin tekliği ve bölünmezliği belirtilmiş iken yukarıda değinilen istisnalar ve bölgesel devlet olma özelliği korunmuştur.
Cumhuriyet yönetimi ise saf ve katıksız bir üniter devlet düzenlemesi getirmiştir. Bölgesel devletlerde yerel özgürlükler yerel öğeyle birlikte, milliyete bağlılık gibi öznel öğelerle de tanımlanmaktadır. Tüm bölgesel devletlerin anayasalarında devletin tekliği ve bölünmezliği belirtilmiş, diğer taraftan da siyasal bölgelerin varlığı tanınmıştır. İspanya’da ulus milliyetleri barındırır, İtalya’da Sicilya parlamentosunun yasama yetkisi ulusal birliğe engel değildir. Avrupa devletlerinde bölgesel farklılıkların hukuki plana yansımasının en geniş ölçüde önlendiği ülke Fransa’dır. Ancak Fransa’da da bölgelerin bölgesel kimliği bulunmaktadır. Korsika’nın kendine özgü bir yerel yönetim yapısı vardır. Ayrıca kültürel özerklik idari bölgeselleşme üzerinden sağlanmıştır. Korsika’da bölgesel diller öğretim sisteminde yer almıştır. (Nalbant- a.g.e.)
BÖLGESEL KİMLİKLERDE ABARTILI HASSASİYET
Türkiye bölgesel farklılıkları kaldıramamış, baskı ve şiddete dayalı asimilasyonda başarılı olamamıştır. Türkiye’de ifade özgürlüğü , siyasal çoğulculuk, temsil ve katılım konularında sınırlamalar bulunmaktadır. Kültürel çoğulculuk yoktur. Bölgesel kimlikler üzerinde baskı bulunmakta ve abartılı hassasiyetler yaşanmaktadır. Bölgesel kimliğe hukuki değer tanıma konusunda geri bir anlayış vardır. Kürt sorunu açısından çıkmaz burada yaşanmaktadır. Siyasal birlikle bölgesel taleplerin yeni bir sentezine gitmek zorunludur. Kürt sorunu bir güvenlik sorunu değildir. Bu nedenle de askerin görevi alanı içinde değildir. Güvenlik sorunu alt bir başlıktır. Sorunun şiddeti yöntem olarak dışlayan muhatabıyla yani bölgesel kimliğin siyasi ve toplumsal temsilcileriyle bir araya gelerek tartışılması gerekmektedir.
Yukarıda belirttiğimiz modelleri ve özellikle tarihsel süreci, deneyimleri ve ülke coğrafyasının özelliklerini, bölge ekonomisini göz önüne alarak ülke coğrafyasında yaşayan tüm insanların barış ve huzurunu sağlayacak bir modeli yaratmak kaçınılmazdır. Kürt sorununun demokratik yaklaşımlarla çözülmesi belirttiğimiz bu uzlaşmayı gerektirmektedir. Kürt sorunu sadece bir insan hakları sorunu da değildir. Bunun yanı sıra ve daha önemlisi merkezi devletin ortaya koyduğu normların hangi model bir örgütlenmeyle ülke genelinde uygulanacağı sorunudur. İşte bu modelin bulunması bir uzlaşmayı gerektirmektedir. Türkiye merkezî bürokrasi karşısında yerel yönetimlerini güçlendirmekten dahi aciz bir noktada durmaktadır. Sorun yerel yönetimlerin güçlendirilmesinden daha önemli ve daha farklı bir çözümü işaret etmektedir. Tarihsel, sosyolojik, siyasi, hukuki, ekonomik ve kültürel boyutları olan bu sorunun tartışılması ifade özgürlüğünün genişletilmesi ve askerin bu tartışmanın dışına çıkarılması ile mümkündür.
ÇÖZÜM İÇİN ADIMLAR
İşte bu noktada Kürt sorununun çözümü yeni bir sentezi gerektirdiğinden geniş bir toplumsal mutabakatla yeni bir anayasa yapmadan Türkiye’nin barışa ve huzura kavuşması imkânsızdır. Demokratik, sivil ve özgürlükçü bir felsefeye dayanması gereken bu anayasa erklerarası ilişkileri yeniden düzenlerken, bölgesel özerklikleri hangi anlamda tanıyacağını, yetkilerin merkezle bölgeler arasında nasıl paylaşılacağını da gösterecektir. Tarihsel gelenek sonucu gerek devlet gerek PKK aynı tarzda hareket etmekte, kısırdöngü içinde bu coğrafyada yaşayan herkes zarar görmektedir.
Abdullah Öcalan’ın kişisel kaygı ve beklentilerini bir tarafa koyarak Kürt siyaseti ve sorunu üzerindeki blokajı kaldırması Kürtlerin geleceği ve huzuru açısından çok önemlidir. Hükümetin söz konusu sorunu Türk tarafında bloke eden unsurları devre dışı bırakarak, ifade özgürlüğünün sınırlarının genişletildiği bir ortamda bu soruna tüm boyutlarıyla yaklaşılacağını ve sorunun çözümünde her türlü çözüm modellerinin tartışılabileceğini açıkça belirtmesi zorunludur. Kısaca Türkiye bu sorunu yeni bir anayasa inşası süreci içinde çözebilme başarısını gösterir ve üniter devlet içinde bölgesel devleti yaratabilirse bölünme korkusundan kurtularak siyasi birliğini güçlendirmiş olacaktır.
12 Eylül askerî yönetiminin insanlık ve hukuk dışı yaklaşım ve uygulamaları özellikle 90 günlük gözaltı süresi içinde istisnasız her kişiye yapılan sistemli ve kurumsal işkence uygulamaları, gözaltındaki ölümler, Diyarbakır Askerî Cezaevi’ndeki uygulamalar ve cezaevindeki ölümler, örgüt üyesi ve silah aramaları sırasında köy halkına yapılan zulüm ve haysiyet kırıcı davranışlar aslında Türk sorunu bağlamında ortaya çıkan Kürt sorununun çözümünü zorlaştırmış ve Kürt milliyetçiliğini kışkırtıp güçlendirmiştir.
12 EYLÜL PKK’YI HAKLI ÇIKARMIŞTIR
12 Eylül askerî yönetiminin bu uygulamaları şiddeti tek propaganda aracı olarak kullanan PKK’nın tüm gerekçelerini haklı çıkarmış ve PKK’yı adeta meşrulaştıracak bir süreci başlatmıştır. 12 Eylül askerî yönetimi uygulamaları sırasında yine tarihsel bir alışkanlıkla bazı aşiret reislerini tıpkı Şeyh Said ayaklanmasında olduğu gibi (Hevarkanlar, Haco) diğerlerine karşı kullanmıştır. Koruculuk sistemi de bu anlayışın bir sonucudur. Nitekim aşiret reisi Sedat Bucak Susurluk’ta devletin emniyet bürokratı ve yasadışı görevlisi ile birlikte suçüstü yakalanmıştır.
1984 yılından sonraki süreçte de devlet farklı bir politika izlememiş, şiddete daha çok şiddetle karşılık vermiş, yöre halkını ezmiştir. Köy yakmalarla insanlar yerlerinden edilerek kırsal kesim insansızlaştırılmıştır. Devlet şiddeti reddeden Kürt gruplarını, önderlerini ve aydınlarını taraf olarak kabul ederek sorunun tartışılmasını istememiştir. Önce Kürt kimliğini yadsımış, sonra Kürt realitesini kabul etmiş, ancak bir Kürt sorunu olduğunu kabule yanaşmamıştır. Başta Kürt sorununun varlığını kabul eden Başbakan daha sonra bu noktadan gerilere düşerek militarist bir dil kullanmaya başlamıştır. Ancak AKP’nin de bu sorunu militarist alandan siyasi alana taşıyacak vizyonu, programı ve cesareti bulunmamaktadır. Abdullah Öcalan’ın yakalanmasından bugüne dek devleti yönetenler derin bir aymazlık hali sürdürmüşlerdir. Oysa Türkiye’nin tarihsel sürece ve Avrupa tecrübesine baktığında ne yapması gerektiğini bilmesi gerekir.
ÜNİTER DEVLET VE ÖZERKLİK
Üniter devlet iki boyutlu bir devlet örgütlenmesidir. Üniter devletin birinci boyutu merkezin ülke içinde kişiler ve yer yönünden sınırlı olmaksızın kurallar koymasıdır. Bu siyasal iktidarın tekliğini ve uluslararası alanda da tek devlet olduğunun kabulünü gösterir. İkinci boyut ise merkezin koyduğu kuralların hangi model bir örgütlenmeye dayalı olarak gerçekleştirileceğidir. Örneğin federal devletlerde de siyasal iktidar tek olduğu için bu tip devletler uluslararası alanda tek devlet olarak kabul edilmektedirler. Federasyonlarda da federal devlet güçlü mali olanakları olan ve ordusu bulunan tek siyasal otoritedir. Federal Almanya (daha çok yürütme federalizminin söz konusu olduğu Landlar), Kanada (Eyaletler), İsviçre (Kantonlar), Avusturya (Landlar), Belçika (Bölgeler), ABD, Hindistan ve Avustralya (Devlet) federal modele örnektir. (Üniter Devlet; Atilla Nalbant)
Tek millet söylemi milletin aynı dil, din, mezhep, ırk, kültür özellikleri gösterdiği ülkelerde sorun yaratmayabilir, ancak birden çok dil, din, mezhep, ırk, kültür çeşitliliğine sahip bir ülkede devlet bu siyasi birliği oluşturan unsurlara karşı eşit davranmak, eşit mesafede durmak zorundadır. Bu nedenle tarafsız olması gereken devlet çoğunlukta da olsa bir etnik topluluğu, belli mezhep sahiplerini ön plana alan, kayıran politikalar izleyemez. İşte farklılıkları barındıran bir ülkede hakem olması gereken devletin merkezi de teknik bir merkez haline gelmiştir.
Avrupa yukarıda belirtilen federal örnekler yanında bölgesel devletler yapılanmasıyla bunu sağlamıştır. Üniter devlet olan bölgesel devletlerde de siyasal iktidar tektir. Siyasal planda birliği sağlama amacı tüm bölgesel devletler için temel olup, devlet olmanın hedefinde bu vardır. Ancak siyasi birlik çok değişik tekniklerle sağlanmıştır. Tüm bölgesel devletlerin anayasalarında devletin tekliği ve bölünmezliği belirtilmiştir. Bölgesel devletlerden İspanya’da 1978 Anayasası ile geniş bir toplumsal mutabakat sağlamaya dayalı özerklikler tanınmıştır. Anayasanın girişinde bütün İspanyolların ve İspanya halklarının insan haklarını, kültürlerini, geleneklerini ve dillerini korumak amaç edinilmiştir. Anayasanın 2. maddesinde ulusal birlik ve ülkenin bölünmezliği belirtildikten sonra bölge ve milliyetlerin özerklik hakkı tanınmış ve aralarındaki dayanışma ve işbirliği garanti edilmiştir.
İSPANYA VE İTALYA ÖRNEĞİ
İspanya’da 17 özerk bölge ve iki özerk kent bulunmaktadır (Çoklu İspanya). Anayasa milliyetlere de özerklik tanımaktadır (Katalonya, Bask ülkesi, Galisya). İspanya’da özerk topluluklar Almanya’nın federe devletlerinden daha geniş bir yasama yetkisine sahiptirler. Yine İspanyol anayasası, ifade özgürlüğü alanını genişleterek ayrılıkçılığı savunan parti ve derneklerin kurulmasına imkan tanımıştır. İspanyol anayasasına göre ortak tarihsel, kültürel ve ekonomik özelliklere sahip, komşu iller, adalar ve tarihsel bölgesel varlığı olan iller özerk topluluk oluşturabilirler. Her bölgenin parlamentosu ve hükümeti bulunmaktadır. Ancak yargı birliği ilkesi uyarınca bölgelere yargı yetkisi tanınmamıştır. İtalya’da 20 özerk bölge vardır. İtalyan Anayasası 5. maddede tek ve bölünmez cumhuriyetin yerel özerklikleri tanıdığını ve gerçekleştirilmelerini kolaylaştıracağını belirtir. İtalyan özerk bölgeleri daha çok yerinden yönetimin güçlendirilmesine yönelik olarak belirlenmiştir. İtalyan dili cumhuriyetin resmî dili olarak kabul edilmiş ancak 6. maddede dil açısından mevcut azınlıkların özel önlemlerle korunacağı garantisi verilmiştir. İtalya’da da her bölgenin parlamentosu ve hükümeti bulunmaktadır.
Her iki devlet de üniter devlettir. Bu bölgelerin anlamı belirli bir coğrafya parçasında yaşayan ulusaltı bir halkın siyasal varlığının ve yaşadığı coğrafi sınırların tanınması ve bir kısım siyasi ve idari yetkilerin bu bölgeye aktarılmasıdır. Her iki ülkenin anayasası da bölgelere mali özerklik tanımaktadır. Ayrıca bölgelere kolluk gücü kurma yetkisi de verilmiştir. Anayasa özerk bölgeleri kentleşme, konut planlaması, bölgesel ulaşım, tarım, ormancılık, balıkçılık, bölgesel ekonomik kalkınma, yerel fuarlar, sağlık konularında yetkili kılmıştır. Savunma, ordu, yargı, dış politika, vatandaşlık, gümrük rejimi, devlet maliyesi, sosyal güvenlik, öğretime ilişkin temel normlar gibi konularda merkezi devlet yetkilidir. Bunun dışında devletin özerk bölgeler üzerinde yargı denetimi dışında da denetim yöntemleri bulunmaktadır. Bu nedenle bölgeli devlette yine de siyasal merkeziyetçilik belirgindir. Özerklik sadece farklılıkların yarattığı çatışma ve gerilimlerin yönetilmesinde barış içinde birlikte yaşamayı sağlayan bir seçenek sunmaktadır.
OSMANLI DA BÖLGESEL DEVLETTİ
Bölgesel devletlerin tarihsel örnekleri çokuluslu imparatorluklardaki özerk memleket örnekleridir. Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ayrıcalıklı eyaletler (Hicaz, Tripoli, Aynoroz yarımadası) bugünün bölgesel devletlerindeki düzenlemelere benzerlik gösterir. Osmanlı’da dinsel topluluk sistemi, kişi yönünden yerinden yönetim örnekleri de (Kürt emirlikleri, Özerk Kürt sancakları) vardır. Osmanlı İmparatorluğu bölgesel devlete örnektir. Osmanlı’da 1876 anayasasında devletin tekliği ve bölünmezliği belirtilmiş iken yukarıda değinilen istisnalar ve bölgesel devlet olma özelliği korunmuştur.
Cumhuriyet yönetimi ise saf ve katıksız bir üniter devlet düzenlemesi getirmiştir. Bölgesel devletlerde yerel özgürlükler yerel öğeyle birlikte, milliyete bağlılık gibi öznel öğelerle de tanımlanmaktadır. Tüm bölgesel devletlerin anayasalarında devletin tekliği ve bölünmezliği belirtilmiş, diğer taraftan da siyasal bölgelerin varlığı tanınmıştır. İspanya’da ulus milliyetleri barındırır, İtalya’da Sicilya parlamentosunun yasama yetkisi ulusal birliğe engel değildir. Avrupa devletlerinde bölgesel farklılıkların hukuki plana yansımasının en geniş ölçüde önlendiği ülke Fransa’dır. Ancak Fransa’da da bölgelerin bölgesel kimliği bulunmaktadır. Korsika’nın kendine özgü bir yerel yönetim yapısı vardır. Ayrıca kültürel özerklik idari bölgeselleşme üzerinden sağlanmıştır. Korsika’da bölgesel diller öğretim sisteminde yer almıştır. (Nalbant- a.g.e.)
BÖLGESEL KİMLİKLERDE ABARTILI HASSASİYET
Türkiye bölgesel farklılıkları kaldıramamış, baskı ve şiddete dayalı asimilasyonda başarılı olamamıştır. Türkiye’de ifade özgürlüğü , siyasal çoğulculuk, temsil ve katılım konularında sınırlamalar bulunmaktadır. Kültürel çoğulculuk yoktur. Bölgesel kimlikler üzerinde baskı bulunmakta ve abartılı hassasiyetler yaşanmaktadır. Bölgesel kimliğe hukuki değer tanıma konusunda geri bir anlayış vardır. Kürt sorunu açısından çıkmaz burada yaşanmaktadır. Siyasal birlikle bölgesel taleplerin yeni bir sentezine gitmek zorunludur. Kürt sorunu bir güvenlik sorunu değildir. Bu nedenle de askerin görevi alanı içinde değildir. Güvenlik sorunu alt bir başlıktır. Sorunun şiddeti yöntem olarak dışlayan muhatabıyla yani bölgesel kimliğin siyasi ve toplumsal temsilcileriyle bir araya gelerek tartışılması gerekmektedir.
Yukarıda belirttiğimiz modelleri ve özellikle tarihsel süreci, deneyimleri ve ülke coğrafyasının özelliklerini, bölge ekonomisini göz önüne alarak ülke coğrafyasında yaşayan tüm insanların barış ve huzurunu sağlayacak bir modeli yaratmak kaçınılmazdır. Kürt sorununun demokratik yaklaşımlarla çözülmesi belirttiğimiz bu uzlaşmayı gerektirmektedir. Kürt sorunu sadece bir insan hakları sorunu da değildir. Bunun yanı sıra ve daha önemlisi merkezi devletin ortaya koyduğu normların hangi model bir örgütlenmeyle ülke genelinde uygulanacağı sorunudur. İşte bu modelin bulunması bir uzlaşmayı gerektirmektedir. Türkiye merkezî bürokrasi karşısında yerel yönetimlerini güçlendirmekten dahi aciz bir noktada durmaktadır. Sorun yerel yönetimlerin güçlendirilmesinden daha önemli ve daha farklı bir çözümü işaret etmektedir. Tarihsel, sosyolojik, siyasi, hukuki, ekonomik ve kültürel boyutları olan bu sorunun tartışılması ifade özgürlüğünün genişletilmesi ve askerin bu tartışmanın dışına çıkarılması ile mümkündür.
ÇÖZÜM İÇİN ADIMLAR
İşte bu noktada Kürt sorununun çözümü yeni bir sentezi gerektirdiğinden geniş bir toplumsal mutabakatla yeni bir anayasa yapmadan Türkiye’nin barışa ve huzura kavuşması imkânsızdır. Demokratik, sivil ve özgürlükçü bir felsefeye dayanması gereken bu anayasa erklerarası ilişkileri yeniden düzenlerken, bölgesel özerklikleri hangi anlamda tanıyacağını, yetkilerin merkezle bölgeler arasında nasıl paylaşılacağını da gösterecektir. Tarihsel gelenek sonucu gerek devlet gerek PKK aynı tarzda hareket etmekte, kısırdöngü içinde bu coğrafyada yaşayan herkes zarar görmektedir.
Abdullah Öcalan’ın kişisel kaygı ve beklentilerini bir tarafa koyarak Kürt siyaseti ve sorunu üzerindeki blokajı kaldırması Kürtlerin geleceği ve huzuru açısından çok önemlidir. Hükümetin söz konusu sorunu Türk tarafında bloke eden unsurları devre dışı bırakarak, ifade özgürlüğünün sınırlarının genişletildiği bir ortamda bu soruna tüm boyutlarıyla yaklaşılacağını ve sorunun çözümünde her türlü çözüm modellerinin tartışılabileceğini açıkça belirtmesi zorunludur. Kısaca Türkiye bu sorunu yeni bir anayasa inşası süreci içinde çözebilme başarısını gösterir ve üniter devlet içinde bölgesel devleti yaratabilirse bölünme korkusundan kurtularak siyasi birliğini güçlendirmiş olacaktır.
0 yorum:
Yorum Gönder