Kitlelerin afyonu olan futbol babında 'Neremiz doğru ki, bakın işte futbol dünyamız. Orada da bol bol milliyetçi ve militarist fütursuzluk var!' diye bizi silkeleyen yazıları göremedik. Hepimiz sloganı ilk kez, hakem Ali Aydın'ın bir pozisyonu değerlendirmesi için mikrofonların uzatıldığı sırada, Pascal No-uma'dan ismiyle değil de 'zenci futbolcu' diye bahsetmesi üzerine, futbol dünyasının yüz akı olan Çarşı'nın 'Hepimiz zenciyiz' pankartında yer alıyordu. Çok şükür ki futbol dolu fanatik ruhlarımız 'Ne zencisi kardeşim, biz beyazız' gibisinden iki kere ırkçı açıklamalar yapmamızı engelledi.
Diyarbakırspor'un deplasman maçlarında uğramış olduğu ırkçılık kokan galiz hakaretleri ise hassasiyetlerimizin bam teline vurduğu için toplu bir sırt dönüş ile görmezlikten geliyorduk. Bazı futbolcularımız gol sevinçlerini asker selamı ile asker milletimizle paylaşıp gönüllerimizi okşarken ve artık bu sevinç biçimi tam unutulmaya yüz tutmuşken, eski hakemlerimizden Erman Toroğlu'nun 'kodumu oturtan genelkurmay başkanı isterim'li, bol köpüklü militarist attırmacası karşısında ise dudaklarımızı büküp köşelerimize çekiliyorduk.
İngiltere'de Newcastle United'da oynayan Emre Belözoğlu'nun EvertonTı Tim Ho-ward'a maç içerisinde ırkçı hakaretler ettiği yönündeki haberler üzerine Emre, küfürleşti-ğini ama bu olayların patlak vermesinden sonra 'asıl' ırkçı küfürleri öğrendiğini ve hiçbir Türk'ün ırkçı söz ve davranış içerisinde bulunamayacağına dair kesin inancını da dile getirdiği bu röportaja en büyük destek, Türkiye'nin önemli futbol geceleri öncesinde bol bol milliyetçi hırçınlıklarla bizi ve futbolcuları gaza getirmesiyle ünlü Fatih Terim'den geliyordu. Terim'e göre Emre sırf Türk olduğu için bu suçlamaya maruz bırakılıyordu!
Bu bol gazlı sözlerden hiç de geride kalmayan hatta bazen kaba küfürlere kadar varan manşetler ve haberler de futbol medyası tarafından milli mesele haline getirilen futbol maçlarından önce ve sonra necip Türk milletine pompalanıyordu.
BOZKURT SELAMI
Aynı medya Türk kökenli Hollanda vatandaşı Heerenveen'li futbolcu Uğur Yıldırım'ın Türk milli takımı yerine Hollanda milli takımını seçmesini de 'vatan hainliği' sınıfına dahil etmekten gocunmuyordu. Brezilyalı Marco Au-relio'nun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması ve Türk milli futbol takımında oynayabilme hakkını elde etmesiyle bu olaya hem olumlu hem de olumsuz bakanların dilini ayıran kıstas ise sadece milliyetçi pragmatizmden kaynaklı ton farklılığı idi.
Bir diğer örnek ise bir futbolcunun açık açık siyasi kimliğini belirtmesiyle ilgili. Ankaras-por futbolcusu Ediş gol sevincini aşırı dozda abarttığı olayda taraftarları bozkurt selamı ile selamlıyor, taraftarlar da bu hem golcü hem de milliyetçi kişiliği alkış yağmuruna tutuyordu.
Hrant Dink öldürülmüştü ve Adana De-mirspor kulübü de bu menfur olayı bir pankartla anmak için izin istediği Futbol Federasyonundan sıcak olmayan bir üslupta tepki görüyordu. Kulüp yönetiminin sonradan yaptığı ehemmiyetsiz açıklamalara rağmen demiryolu emekçilerinin katkıları ile kurulmuş bir futbol takımından böylesi bir çıkış görmek bizleri sevindirdi doğrusu.
Tam da bu sıralarda Malatya- Elazığ maçında komşu Elazığ taraftarlarının hakaret-mişçesine, suçmuşçasına hem sözlü hem de yazılı olarak çığırdıkları 'Ermeni Malatya' sözü tuza biber ekiyor, Federasyon ise bu bol tuzlu çorbayı sessiz sedasız içmekle meşgul oluyordu. Ve yine bir deplasman maçında Diyarbakırspor, renkdaşı Karşıyaka tribünlerinden 'PKK dışarı' tezahüratlarına defalarca maruz kalıyordu. Oysa kendisini, verili düzenin resmi söylemini hiçe sayarcasına ayırmaya çalışan Karşıyakalılık bilinci bunu hiçbir şekilde yapmamalıydı. 'Aydın şehir İzmir' mahallî bir şehir milliyetçiliğinden hareketle 'İzmir'in hali' mevzulu yüzlerce konferans ve panel düzenlerken statlarının milliyetçi tezahüratlar ile inlemesini de sorgulamalı.
İsrailli oyuncu Balili'nin yaşadıkları ise milliyetçi feveranın dinsel karakterine de işaret ediyordu. Türk-İslam sentezinin en görünür şekilde yaşandığı iki şehrin, önce Kayse-rispor'un şimdi de Sivas spor'un, formalarını ıslatırken Balili yine deplasman maçlarında çeşitli suretlerde hem Yahudi hem de İsrailli kimliğinden ötürü rakip milliyetçi-İslami düstura sahip taraftarlarca aşağılanıyordu.
GERÇEK 'BOMBACI'
Hrant Dink'in katili Ogün Samast'ın Trabzon amatör lig takımlarından Peliüispor'un orta saha oyuncularından biri olduğunu, onu cinayete azmettiren Yasin Hayal'in de bu takımda vakti zamanında 'Bombacı' lakabı ile (futboldaki benzetmelerin sanal yanına inat bu kati bir hakikat!) forma giydiğini de hepimiz biliyoruz zaten. Çocuklarını sokaktan, zararlı alışkanlıklardan sakındırmak için mahalli amatör spor kulüplerine bir umutla gönderen ailelerin unuttukları çok ama çok önemli bir temel var: Milliyetçi-mukaddesatçı kimliğe sahip bir doğanın türevleri olan bu gençlerin ideolojik bir tornadan geçirilip tesviye edildikleri yerler, milliyetçi gençliğin buluşma mekânları olarak akla ilk düşen ve dergi bürosu etiketi altında işlevselleştirilmeye çalışılan 'ocaklar' değildir sadece. Bunun yanında amatör spor kulüplerinde de gayet keskin bir şekilde uçlaştırıldıkları ve bileylen-dikleri de bir Türkiye gerçeğidir.
Hrant Dink de futbol oynamıştı, çocukken. Belki de artık o futbolu belli belirsiz bir şekilde algılayıp sokak aralarında bu oyunu oynayan çocuklara dönüşmeliyiz. Çünkü orada ne milliyetiniz sorgulanır, ne de dininiz önemlidir; ne ulusal tutkularınız taşmaktadır, ne de farklılıklarınız keskinleştirilmektedir. Oradaki tek üstün sadece ve sadece futbol topunun sahibidir. Ve onu kızdıracak, küstürecek şeyler ya annesinin bütün sokağı inleten haykırışıdır ya da kaleci olmasını isteyen arkadaşlarıdır. Niye mi sokağa umut bağladım kocaman statlara inat? Çünkü sokak aralarının futbolunu özleyenleri gördüm Hrant'ın cenazesinde.
Hıdır TOK
not: bu yazı 20 şubat 2007'de BirGün gazetesinde yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder